02 Haziran 2014

kent radyosu

kent radyosu eski bir şarkıyı popüler etme peşindeydi. saat öğleden sonra üçtü. kuşlar da uçuyordu, bir adam elektrik faturası da yatırıyordu, bir çocuk dondurma alırken kampanya da kovalıyordu. yani anlayacağın benim dışımda her şey mevsim normalleriydi. bir ben miydim bu kenti sevmeyen, bir ben miydim sahiden?

kent radyosu nihayet o şarkıyı popüler etmişti. şimdi herkesin dilinde aynı pis sözler, aynı bozuk gramerlerle oynaşıyordu. her şeyin değiştiği, değiştirildiği yerde ben duruyordum özgül ve yalnızca kendinden sorumlu bir taş gibi. bir kehaneti haklı çıkarmıştım doğarak. şimdi de neresinden bilmem ama bağlanmıştım hayata. ölemiyordum.

bir ben miydim o şarkıyı sevmeyen, bir ben miydim sahiden?

01 Haziran 2014

requiem for a dream

uzunca bir caddede yürüyoruz. rüzgar bir güzellik yaparak önümüzden bir çöp yığınını uçuruveriyor. şurda, mavi tentenin altında bir kedi zamanın döngüselliğini kanıtlıyor. bir kedi hegel'e öykünüyor. nazenin parmağını uzatarak bir binaya bana bir şey gösteriyorsun. işte o an, uzakdoğudan bir şarkı yükseliyor, bir yerde devrim oluyor. bir adam koluma çarptığından dönüp pardon senor diyor. kerameti bir devrim diyorsun, dudağın değil kırmızı rujun konuşuyor, ilahi dinler konuşuyor, biliyorum modern çağa bir peygamber iniyor.

uzunca cadde bitince ara bir sokağa giriyorsun, ağzın bir faciayı ana haber bülteni dublajıyla haber veriyor, git diyorsun ne olur, ürkütücü ana haber bülteni sesinle. deli saçması bütün bunlar diye bağırıyorum arkandan, ancak rüyalarda olur böyle şeyler.
uyanıp nefes nefese, bir bardak su içiyorum.

31 Mayıs 2014

Coğrafi Keşifler

gel güzelim tarihe bir de bu yönden bakalım. yani ellerinden, yani ihanetin başlangıç noktasından, yani yasak meyvenin tutulmasından... bir çay bahçesi buluşmasından, dizdize otutup muhallebi yemekten, dudakların ve dilin nasıl kullanılacağının bilinmediği o ilk öpüşmeden, sevilen kadın üşümesin diye çıkarılan ceketten değil de ellerinden bahsetmek istiyorum ben. marmara'nın ege'nin ve akdeniz'in muhtelif kentlerinde ellerinden bahsettim insanlara. ellerine methiyeler iliştirdim, mitolojik kahramanlara dönüştürdüm, herkese biraz üleştirdim. yani güzelim ellerin ortak payda, yani güzelim ellerin memleket havası, yani güzelim ellerin olmazsa seninkisi eksiltili güzellik, yani güzelim ellerin afrika'nın ümit burnu biraz. yani güzelim ben bir bartolomeu dias.

gel güzelim tarihe bir de bu yönden bakalım. yani adından, yani bilimin yeni paradigmasından, yani dünyanın kanayan yarasından... yani nerede yaşadığından, aslen nereli olduğundan, kimsenin nasıl davranılacağını kestiremediği o ilk karşılaşmadan, yani sevilen kadın sevinsin diye gidilen bir sinemadan değil de adından bahsetmek istiyorum ben.  adını söyle bin kez, ben bulmaca sorayım sen adını söyle, ben adres sorayım sen adını söyle, ben alo diyeyim sen adını söyle. kahvehanelerde adından  bahsettim insanlara. adına güzellemeler yakıştırdık, adına bir çocuğu alıştırdık, adına bir kavga karıştırdık. yani güzelim adın babilin asma bahçesi, yani güzelim adın mutlak bir monarşi, yani güzelim adın endüstriyel bir teori, yani güzelim adın olmasa seninkisi sahiden kıymetsiz bir anarşi, yani güzelim adın amerikanın yeniden keşfi, yani güzelim ben bir americo vespucci. 

gel güzelim tarihe bir de bu yönden bakalım. yani ruhundan, yani ipekli bir kumaştan, yani baştan aşağı yeni bir kozmostan... yani bir ruhsuz pezevengin incittiği parçandan, yani bir hatıranın yerini diğeriyle değiştirdiğin içindeki boşluktan, yani hiçbir şeyin cevabı olamayacağı o sorudan değil de ruhundan bahsetmek istiyorum ben. nerede bir kavga varsa orada ruhundan bahsettim insanlara. ruhuna mücevherler takıştırdık, ruhunu meleklerle yarıştırdık, biraz cenneti anıştırdık. yani güzelim ruhun rio'da bir karnaval, yani güzelim ruhun ortaçağın idam sehpası, yani güzelim ruhun bir barbar istilası, yani güzelim ruhun olmasa dünyayı dolaşırken yarım kalır maceram. yani güzelim ben bir ferdinand macellan.

ne olursun güzelim tarihe bir de bu yönden bakalım.

21 Mayıs 2014

Kırık Kalpler Oteli

bazen kim olduğumuzu soruyorlar bize. biz de anlatıyoruz.


kırık kalpler oteli diye bir yer arıyoruz. kötü dublajlı bir amerikan gençlik filmiyiz. muazzam six-packlere sahip olmak için bir eczane dolusu ilaç içen adamlarla sinsi dostluklar kuruyoruz. yalan değil prime-time'a denk düşen amerikan sinemasından çok şey öğreniyoruz. bu yüzden hepimiz biraz suçlu, biraz dedektifiz. bu yüzden hepimiz nick charles'a benziyoruz. neyse, eroin bulsak hemen içeriz ama onun yerine üçlü sarıyoruz. asım'ın 93 model şahinini altımızda üstü açık bir chevrolet'ye çeviriyoruz. zenci mahallesi bulamadığımızdan çingene mahallesinde racon kesiyoruz. modern bir trajedi yaşıyoruz ve arada yine asım'ın getirdiği porno filmleri elden ele dolaştırıyoruz. 

kırık kalpler oteli diye bir yer arıyoruz. kazara yanlış gezegenlere gönderilmiş peygamberleriz. bir kızı nasıl becerdiğimizi ballandıra ballandıra anlatmayı maharet sayıyoruz. mahallemizde manitacılıkta nam salan ender abiden çok şey öğreniyoruz. onun günahlarını hiç gocunmadan biz omuzluyoruz. kızmayın ama aslında hepimiz çizgi-film mağduruyuz. lütfen, tele-vole mağduruyuz. atatürk'ü çok seviyoruz ve yunanı hergün denize döküyoruz. birbirinden süratli cümleler kuruyoruz ve o cümleleri kallavi küfürlerle süslüyoruz. dualardan fatihayı biliyoruz, onu her duruma uyarlıyoruz, bir fatihayla cuma kılıyoruz, fatihayla ömür bitiriyoruz. kendimizi gizleyerek çağın vebasını kimse bilmeden karantinaya alıyoruz, sizin suçunuzu üstleniyoruz ve arada yine ender abinin hikayelerini kendi ağzından dinliyoruz. 

kırık kalpler oteli diye bir yer arıyoruz. bir marşandize binip bilmediği yerlere giden maceraperestleriz. dünyayı yakasından tutup silkelemeyi iyi beceriyoruz. dünyanın ağzını burnunu kırıyoruz, dünyaya bıçak çekiyoruz. yalan yok karanfil koklayan seri katilleriz. modifiye edilmemiş doğrudan gerçekliğiz. ağzında jilet taşıyan serkan'dan çok şey öğreniyoruz. onun ağzında taşıdığının biz izini taşıyoruz. haritadaki yerimizi bilmiyoruz, marakeşte bir arap, banliyöde kundakçı göçmen, meksikada kartel oluyoruz. kalabalık şehirlerde sahiden yok hükmündeyiz. aslında iltifata tabi olmayan marifet gibiyiz. lümpen kesime falçatalı kesik atıyoruz. işlemlerimizi noterde tasdikletmiyoruz, nerede bir polis görürsek ona kafa tutuyoruz ve arada yine serkan'ın ağzından jiletli şarkılar dinliyoruz.

kırık kalpler oteli diye bir yer arıyoruz. kusura bakmayın bu yüzden bir süreliğine, geçmişimizi filtreleyip sosyal paylaşım hesaplarında paylaşamıyoruz.