04 Mayıs 2011

Hiç Olmanın Estetiği

Söz, tren raylarına bağlanmıştır. O sıra tutarsız bir malumattır geceyi hüzne boğan. Belki, kimbilir gece kendiliğinden hüzünlüdür. Eşyaya aranan bir kanı enjekte eder, arabeski aşağılanmanın etkisinden alır baş tacı edersiniz. Gündüz olmaz tam bir senedir. Rüya, freudyen bir bakış açısıyla asla yorumlanmaz bu ayrılıklardan sonra. Söz bir keskin nişancı tarafından vurulur, anlamını her yerinden akıtır. Yerden yere vurduğunuz pop müzik, size anlamlı gelmeye başlar. Kral tv tadında yoksunluktur çünkü yaşanan. Derinliği olmayan bir fantezidir elinizde kalan. Elinizde tuttuğunuz size girmiştir. Kitaplar anlamsızlaşır, filmler ne boş şeyler anlatır öyle vakitlerde. Sadakat buzlu bir zeminde artistik patinaj yapar, çünkü nanik depresif bir sevdadır içinizi kanatan. Öyle boktan bir sevdadır ki, sosyal platformlarda bir karşılığını asla bulamazsınız. Dert yanmak için kimseyi bulamadığınız halde, Starbukcs’lar hınca hınç doludur. Ağlamak, estetik bir hal almaktan çıkmış, gittikçe dozunu artıran, rahatsız edici bir böğürmeye dönüşmüştür. Yaşam bir paragraftır ve siz her paragrafta parçanın anlam bütünlüğünü bozmaktasınızdır.


Söz, kalorifer borusuna asılmıştır. Söz, depresyonu kaldıracak dirayette hiçbir zaman olmamıştır. Canınızı acıtan herkes kadar yavşak olmanın dayanılmaz hafifliğidir o esnada. Gecenin metafiziğini sistematize edecek filozoflar, planlanmış cinayetlere kurban gitmişlerdir. Gece, bizim gibi yalnız adamlara suikast girişimidir. Siyaset kafa bulandıran bir aracı gibi rakseder televizyonda, hüzünlü yaradılışınızı hangi yoga terapisi bastırabilir, bilemezsiniz. Dırlı dirli makaleler yayımlanır sayfalar dolusu, siz sikilmişsinizdir. Bilim sizin sikilmişliğinizi estetize eder, kendinize bir kez daha hayran olursunuz.

Söz, bir foseptik çukurunda ölü bulunmuştur. Fantazma iki bedenin tek beden olma çabasında gizlenir o sıra. Oturduğunuz muhitte bakkal amca her gün yeni bir aforizma üfürür. Siz anlatamamanın verdiği kaygıyı eritir kendi kulağınıza küpe yaparsınız. Söz, kimseye haber vermeden bu diyardan çekip gitmiştir. Siz futbol maçlarında hep bir ağızdan küfür edemezsiniz. Siz kocaman bir hiç’sinizdir. Kendiliğinizi bu hiç’liğin üzerine inşa etmekten uzun süre kaçmış, en sonunda bu çabayı hiç’lik kazanmıştır. Yürüyüp uzaklaşmanın estetiğinden yoksunsunuzdur artık, paldır küldür gidişinizde hiçbir şiirsel tat, hiçbir ahenk kalmamıştır, sesiniz gök gürültüsüne koşuttur. Olur olmadık ağlamanız, korkutmadan yağdır mevlam söylencelerine eşlik eder. Siz belki o sırada tutunacak bir mit ararsınız. Telefon rehberini açar, tüm eski sevgilileri ararsınız. Tüm eski sevgililer, sizin öldüğünüz gün sayısı kadar sevgili eskitmişlerdir o sıra. Oturma grubu falan bakmaktadırlar.

Söz, tecavüze uğramış ardından hunharca katledilmiştir. Üniversiteler ne kadar acımasız olduğunuza bakarak ödül dağıtırlar o sıra. Öğreci evleri hep dedikodu kokar, barlara her zaman sikilecek kadın aramaya gidilir. Barlara hep sikilecek yürek aramaya gidilir. Söz beş bin feet yükseklikten yere çakılmıştır. Sağ kalan hiçbir anlam yoktur. Cnn International, sizin defalarca tecavüze uğramış benliğinizle ilgilenmez, Bbc sizin kalbinizi soyup giden hırsızların gizli kamera görüntülerini hiçbir zaman yayınlamaz. Hiç’liğiniz asla Mtv’de liste başı olamaz. Söz, eski kocası tarafından elli beş kez bıçaklanmıştır. Eski koca cinayeti garantiye alma düşüncesiyle piskopatlaşır her bıçak darbesinde, siz bıçağı kendinize dakikalar boyu saplamış, psikopatolojinizle baş başa kalmışsınızdır. Sizin depresyonunuz, psikolog delirtir. Ego her bir derde derman olur, ego sağlığa çok yararlıdır. Sigarayı ve içkiyi acilen bırakmalısınızdır. Dünya çok hoş bir yerdir. Hayatta en ulvi amaç mutlu olmaktır. Kimi ne kadar sikerseniz o derece mutlu olacaksınızdır. Orospu çocukluğu bir yarıştır, siz start finiş düzlüğünde kaza yapmışsınızdır.

Söz, kriminal incelemelere tabi tutulur. Balistik çok şahanedir. Hasar tespit çalışmalarına uzaktan bakmaktasınızdır o sıra. Kulağınızda bir mp3, ağzınızda bir sigara vardır. Polisler size yaklaşıp, kim olduğunuzu sormakta çok cesurdurlar. Hatta onlar kim olduğunuzu kafa kağıdınıza bakıp anlayacak kadar dahidirler. Sizin vereceğiniz tüm cevaplar, tüm olasılıklar, tek seçeneği olan bir soruda sınırlandırılmıştır. Kaybolmuşluğunuzu boş bırakırsınız, sonraki sorulara devam eder, vakit kalırsa bakarım demişsinizdir. Siz her yerinizden darbe almışsınızdır, kurumların sikinde hiç değildir. Siz çünkü her kısır döngüde aptallık bulursunuz, uzun geçen süreleri fasit dairelerle aynı kategoride tutmuşsunuzdur.sonunda bulunduğunuz bölgeden paldır küldür uzaklaşırsınız.

Çünkü siz kocaman bir hiçsinizdir ve kriminal raporlar gösterir ki; aslında söz kendi kafasına sıkmıştır.

Dipnot: Dante

22 Mart 2011

İntifada

belki ben temaşa eden bir suyum
aklım ışıkta
şimdi alabildiğine kalabalık bir
şehirde filarmoni orkestrasısındır sen
ki benim aklım ışıkta bu yüzden

belki ben vazgeçemediğin bir huyum
biraz Pascal, biraz Joyce
seni çok özlemişsem, dayanılmazsa
Porfirio Diaz
belki de şu anda sen çok tenha bir
şehirde imkanlar dahilinde değilsindir
aklım bir kaşık suda

belki de ben ortadoğuyum
şiirime damlamaya uğraştığın anda
ortabatısın.
ki nerenin doğusuna gitsen bir yerin
batısısın.
şimdi sen çok karışık bir şehirde
karmaşaya karışmış normal şartlarda
etkili olabilecek bir devrim çığlığısındır
iç işlerine bulaşan kirli bir el
olabilir Amerika
ki benim aklım sigara paketinde bu yüzden

ben kendime kurulmuş hain bir pusuyum
yok yok ben ortadoğuyum ya sahi
hani hergün aşure hani hergün kerbela
ben severim Filistin'i
bu yüzden kalbim dört mevsim intifada

15 Kasım 2010

Yalnızlığın Mastar Eki Yoktur, Master!

'psikopatlık bir sanattır' diyorsa ve usta, işinin ehli bir kalemtıraş gibi sivriltiyorsa yepyeni kalemlerin uçlarını haşarı, yakışıklı bir yalnız, onun paranoyası üniversitelerin güzel sanatlar bölümünde ders olarak okutulmalıdır.

bir aforizmaysa bakışları, kendinden sakladığı, sürekli mücadele ettiği alterego'su yön veriyorsa, düzenliyorsa bir neşteri tutan ellerin titrekliğini, o, her kadının kasıkları arasında yer alan bazen gizli, bazen sarih laboratuvarda damıtılmalıdır.

ürkekliğinden ürkülüyor, ressamlar yaptıkları tablodan utanıyorlar, dahası korkuyorlarsa, bu tavırları sanat-sevicilerden takdir görüyorsa ve çıtkırıldım kadınlar hala onun ruhunda bir cinsel organın yokluğundan şikayet ediyorlarsa, o yakışıklının alnına üçüncü sınıf bir sokak aralığında bir silah dayanmalıdır. ağzına tutuşturulan son sigarasında onunla beraber, alelade anıları da yanmalıdır.

otonom aşklardan nefret ediyorsa, sağ eli sol eline düşmanca bir tavır takınıyorsa o yabancı, yaban arılarının istilasında aynada gördüğü yakışıklı surata tükürüyorsa durmaksızın, bir şiir gibi gördüğü kadınların 'fill in the blanks' kalıbıyla başka başka adamların koynuna atılmasındandır. o yalnız adamın bu sergüzeşt tavrı, hiç kimseye sorulmadan onun psikopatolojisinde aranmalıdır.

tüm mahrem fantezilerini kelimeleriyle gerçekleştirip, bunu hiç utanmadan teşhir ediyor, yalnızlığına sos yapıyorsa, yalnızlığın 'sade'yken tadının güzel olmamasından kaynaklanıyorsa suskunluğu, o yakışıklı kendine özgü bir yaratımın pürtelaş donanımındadır. kadın düşmanlığından sıyrıldığı dakikalarda tepkileri, ormanda avından korkup tam ters yöne koşmaya başlayan bir çita'nın yansımasında, anındadır. buna rağmen ne zaman kurtulmak istese kelimelerin tacizinden kendi zekasına ve güzelliğine narsistik derecede hayran, eski sevgililerine yedek lastik tanımıyla yaklaşan bir kadının amındadır. oysa o başkalarına yaşamın göreliliği üzerine ders verirken, başkalarının silahı yine onun alnındadır.

kelimelere yön verirken o yakışıklı, silahın boş olduğunun farkındadır.

07 Kasım 2010

never escape from madness

imgenin kararlılığı dürtünce gecenin karanlığını benim tenhalığım başlar. ben buna 'hardcore' derim. bilinç akar o saatlerde, saatlerin huzurla aktığı söylenir başka hayatların, karı-kız pazarının yoğun olduğu eğlence semtlerinde. zorunlulukla ve çoğunlukla kuramsal yalnızlıklardan kaçındığım o dakikalar benim yaratım sürecimdir. zihnim arjantin'de en ateşli tango figürlerini gösterir, seyircilerden alkış alırken, bir dakika sonra lokal bir anesteziyle kendi kendini uyuşturur. ardından bir timsahın gözyaşlarına atfedilen menfi yakıştırmaları düşünür, ağlarım sayfa üzerine. timsahın gözyaşlarına inanılmayan bütün yönleri caretta caretta'ların sevimliliğine eşitlerim bende, herkes gibi. ruhum kolbastı yaparken, bedenim misket havasının durağanlığında bir çay-kahve belki de bir sigara peşindedir. gece çoktan gün doğumunu becermiş ve çoğunlukla tüm güzel yönlerine boşalmış olur. zihnim bir sonraki geceye hamile kalır.

'ihanet' kelimesi çok soylu bir orospu çocuğu olarak yer alır sözlüğümde. o da tıpkı benim gibi çekici ve yine benim gibi nefret edilesidir. yalnızlığını milano moda haftasının tahta götlü mankenleri gibi teşhir etme peşindedir. kendiliğini boş vitese almıştır, dikiz aynasından eski sevgililerini görür. bazı kelimeler soyluluğumun kenar süsü olurken, sıradanlığın sofistike yönlerni görme hastalığına tutulurum ben. sorduğum hain soruların kahpe cevaplarına çok önceleri 'tik' işareti koyduğumu unutan kadınlara aslında görmüş-geçirmişliğin değil, direkt 'geçirmişliğin' havasını taslarım. sonra; sevgilisi tarafından terkedilmiş, kendini rakı'dan mahrum bırakıp, ormanların kuytu köşelerinde tek başına ağlayan bir timsah siparişi veririm internetten, kargo paketini getiren adamın bakışlarını es geçerek, kurduğum rakı masasında timsahla dertleşir, beraber ağlar ve gözyaşlarına inanırım.

sonra talepkar bir sigaranın dudağımda intihar etmesine izin veririm, imgenin kararlılığı geceyle yetinmemiş haremine yüreğimi de katmıştır, tüm benliğime boşalmıştır. telefonundan gözyaşı akan banyomda soğuk bir duş alır, kalemimden arta kalan herkese eşsiz bir orgazmın mahrumiyetini yaşatırım.